Miletoslu Thales (Θαλῆς ὁ Μιλήσιος, d. M.Ö. 624 – ö. M.Ö. 546), Sokrates öncesi dönemde yaşamış olan Anadolu'lu bir filozoftur. İlk filozof olduğu için Felsefenin ve bilimin öncüsü olarak adlandırılır. Eski Yunan'ın Yedi Bilgelerinin ilkidir. Birçok kişi tarafından felsefe ve bilimin kurucusu olarak düşünülür. Elimize ulaşmış hiçbir metni yoktur. Yaşadığı döneme ait kaynaklarda da adına rastlanamaz ancak hakkındaki bilgiler Heredotos ve Diogenes Laertios gibi antik yazarlardan edinilir. Bertrand Russell'e göre Felsefe Thales'le başlamıştır. Plutarch, Antik Dünya'nın Yedi Bilgesi'nden söz ederken Thales hakkında şunları yazmıştır:
“Bütün Yedi Bilgeler içinde sadece Thales, aklıyla pratik yararın ötesine geçip, akıl yürütmeye girişenlerden birisidir. Geri kalanlar ünlerini Politika'da elde etmişlerdir."
Diğer bilgeler şunlardı: Lindoslu Kleobulos, Atinalı Solon, Spartalı Khilon, Lesboslu Pittakos, Prieneli Bias ve Corinthoslu Periandros. Diogenes Laertios’un söylediğine göre, Yedi Bilgeler Atina’da M.Ö.582 civarında kuruldu. Thales, Yedi Bilgelerin ilkiydi. Diogenes, onun Atina' da arhontluk yapan Damasias zamanında Bilge unvanını almış olduğunu kaydeder. Ona göre bilge kişinin ilk ödevi “kendini topluluğun hizmetine vermek”tir.
Özgeçmişi
Antik Çağ tarihçisi Apollodoros'a göre Thales, M.Ö.624 ve M.Ö.546 arasında yaşamıştır. Diogenes Laertios'a göre, 58. Olimpiyat'ta 78 de ölmüş ve Sosicrates'e göre 90 yaşındayken ölmüştür. Bilimin doğduğu düşünülen Miletos'ta doğmuştur. Ancak yine de Heredotos, Samoslu Duris, Demokritos ve diğerleri ailesinin Fenikeli olduğunu iddia etmişlerdir. Thales'in başka bir vatandaşlığa geçtiği veya daha sonra yurttaş olduğu düşünülür. Diogenes Laertios ve diğerleri ise Thales'in Miletos'lu soylu bir aile olan Yunanistan'ın Thebai kentinden Agenor ve Kadmos'un ailesinden, Examyas ve Cleobulina'nın oğlu olduğunu düşünmüşlerdir. Thales, Lidya kralları Aliattes ve Kroisos zamanında yaşadı ve Atina'lı Solon'un çağdaşıydı. İyonya kentlerinin Kroseus'un egemenliği altında olduğu bir zamanda yaşadı. Onun devrilmesinden sonra (İÖ 548; Ol. 58, 1) bir özgürlük görünüşü yaratılmış olsa da kentlerin çoğu Pers yönetimi altında kaldı.
Herodot'a göre, Thales M.Ö.585, 28 Mayıs'ta gerçekleştiği kabul edilen güneş tutulmasını, önceden hesaplayıp haber vermiştir. Gündönümünde ve Ekinoksta diye eserler yazdığını söyleyenler olsa da, kimileri onun hiç yazılı eser bırakmadığını düşünürler. Diogenes Laertios; Pherekydes ve Solon'un dışında Thales'e de mektuplar yazar.
Thales'le İlgili Anlatılar
Zeytin Öyküsü
Aristoteles'in anlattıklarına göre (Politika, A 1259a6), hala kış olmasına rağmen Thales, Astronomi ve Meteoroloji'deki yeteneklerini kullanarak, o yılın zeytin hasatının çok olacağını öngörmüş. Millet ve Khios Adası'nda zeytin ezicilerini çok uzuca kiralamış. Hasat mevsimi geldiğinde birçok zeytin üreticisinin bu ezicilere ihtiyacı doğduğundan Thales, daha yüksek bir fiyata bunları geri kiralamış ve hatırı sayılır miktarda para kazanmış. Aynı hikayenin bir başka versiyonunda da Miletoslulara, ezicileri satın almasındaki amacının onu yoksulluğundan ötürü kınayanlara yanıt olarak bilgelerin de para kazanmada pek güçlük çekmeyeceklerini göstermekti.
Güneş Tutulmasını Hesaplaması (M.Ö. 28 Mayıs 585)
İonyalıların bir çok kentini egemenliği altına almış olan Kral Kroisos (Kral Karun), güçlenmeye başlayınca Lidyalılar ve Medler (İranlılar) arasındaki savaşın altıncı yılında Thales'in önceden tahmin ettiği güneş tutulması olunca, her iki taraf da tanrıları olan Güneş'in tutulduğunu görünce korkudan savaşı bitirirler ve kız alıp kız verme ve kan kardeşi olma yoluyla barışı pekiştirirler.
Olayın antik dünyada nasıl gürültü kopardığı ve Miletoslu bilgine ne türlü bir ün kazandırdığı kolayca gözönüne getirilerebilir.Şunu da ekleyelim: Tarihçi Aestus'a göre güneş ve ay tutulmalarının nedenini de ilk olarak o göstermiştir.Topraksı nitelikteki Ay, doğru çizgi üzerinde Güneş'in altında yer alınca, tutulma olayı meydana gelmektedir. Thales bu olayın ardından doğayı incelemeye başlamış, ve doğa felsefesiyle ilgilenen ilk İonya okulunu kurmuştur. Doğa üzerine ilk Thales konuşmuştur ve ileride özellikle kendisinden sonraki düşünürler için çok büyük bir önem taşıyacaktır. Heredotos'un bu konudaki yazdıkları şunlardır:
Heredotos (Tarihler, I, 170.2):
“[Aliattes yönetimindeki Lidyalılar ile Kiakseres yönetimindeki Persler arasındaki] savaş altıncı yılında bir çarpışma yer alıncaya dek bir denge durumuna girmişti. O yıl savaş başladıktan sonra gündüz birdenbire geceye döndü. Gündüzün bu değişimi İyonyalılara onun edimsel olarak yer aldığı tam yılın zamanını saptamış olan Miletus'lu Thales tarafından önceden bildirilmişti.”
Thales'in Güneş Tutulmasını hesaplayacak gökbilimsel bilgilerden yoksun olduğu ileri sürülür bazılarınca. Thales'in zamanında Ay Tutulmalarının yaklaşık 19 yılda bir olduğu iyi biliniyordu; fakat Güneş Tutulmalarının ne kadar da bir olduğunu tespit etmek zordu; çünkü Güneş Tutulmaları Dünya'nın değişik yerlerinden gözlenebiliyordu. Thales'in M.Ö. 585'deki tutulmaya dair tahminin, o dönemde bir tutulma olabileceği bilgisine dayanabileceği ileri sürülmüştür. Diels, Thales'in İ.Ö. 585'teki tutulmadan 18 yıl önce M.Ö. 603'te Mısır'da yer alan Güneş Tutulmasına tanık olmuş olabileceğini belirtir. Fakat, Thales'in, tahmin için Babillilerin Saros Periyodunu, ki bu takvime göre 18 yıl 10 ay 8 saatte bir tutulma oluyormuş, kullandığı iddiası Neugebauer tarafından mümkün olamayacağı gösterilmiştir çünkü Saros, Halley için bir icattı. Neugebauer şöyle yazar:
“ Belli bir yerde belirli zaman aralıklarında görülebilir Güneş Tutulmaları yoktur. M.Ö. 600'lerde Güneş Tutulmalarını tahmin edecek bir Babil teorisi yoktu. Babilliler bu konuda coğrafi enlemin etkisini hesaba katacak bir teori de geliştirmemişlerdi.”
Bazıları da şunu derler, ki bence bu pek zorlama bir tahmin: Thales, bu tutulmanın gerçekleştiği dönemde zaten halk tarafından bir bilgin olarak kabul edilmişti ve ünlenmişti; bir bilgin olarak bu tutulmayı mutlaka tahmin ettiği söylenmiş ve kulaktan kulağa bu yayılmıştı..
Lidya Kralı Kroesus (Karun)'la İlgili Anlatı
Thales başka durumlarda da beceri göstermeyi bilmiş bu da onun zaman zaman ve yanlışlıkla" mühendis" olduğu kanısını uyandırmıştır Ayrıntıları iyice bilinmeyen koşullar yüzünden Krezüs, her zamanki düşmanları olan Medyalılara savaş açmış,Thales de onun genel karargahına gitmiştir. Ordu, suları kabaran Halys (Kızılırmak) nehrini kıyısına gelince durmak zorunda kalmıştır. Ama ne önemi var:Thales bu güçlüğü de yenecektir. Bulduğu yöntem çok ustacadır. Orduya ırmağın kıyısında (bu, belki de, yağmurun kabarttığı bir seldir) kamp kurdurur, sonra nehrin yatağını değiştirmek üzere,kampın ardında bir kanal kazdırır .Son sed de açılınca sular yeni yatağa dolar, dolayısıle ordunun gerisinden akıp gider,ordu da ayaklarını bile ıslatmaksızın eski nehir yatağından karşı kıyıya geçer.
Bu hikayeyi Heredotos anlatır ve ekler: "Bu," der Heredotus, "Yunanlıların kabul ettikleri öyküdür; ama ben Kroseus'un varolan köprüleri kullandığını ileri sürüyorum" (I, 75).
Mısır Piramitlerinin Boyunu Ölçmesi Anlatısı
Thales'in Mısır Piramitlerinin boylarını nasıl ölçtüğü konusunda birkaç tarihsel kayıt vardır. M.S. İkinci yüzyılda ( 100'lü yıllar) yazan Diogenes Laertius, Aristoteles'in (bildiğimiz Aristo) öğrecilerinden biri olan Hieronymus'tan Thales ilgili olarak şunları aktarır:
“ Hieronymus der ki “... hatta Thales piramitlerin boyunu bile kendi gölgelerimizin kendi boyumuza eşit olduğu anı gözleyerek hesaplamayı başarmıştır.”
Görünüşe bakılırsa bu geometrik bir hesaplamaya değil fakat bir objenin gölgesinin kendi boyuna eşitlendiği anı gözlemleye dayanır ve bu diğer objeler için de geçerlidir. Bu da bilimsel metotlardan biridir. (empirical observation). Benzer bir tarihsel kayıt da Pliny tarafından verilir:
“ Thales piramitlerin ve diğer bütün nesnelerin boylarını, insanın boyunun gölgesine eşitlendiği anı gözlemleyerek elde etmiştir.”
Bunula birlikte Plutark, eğer doğruysa, hikayeyi biraz farklı anlatır ve Thales'in “benzer açılar” ilkesine yaklaşmaya başladığı bir yöntem kullandığı söyler:
“ Thales, zahmetsiz bir şekilde ve başka hiçbir araç kullanmadan piramidin gölgesinin en tepe noktasını olduğu yere bir çubuk dikti ve güneş ışınlarının etkisiyle iki açı elde ederek gösterdi ki piramidin gerçek boyunun çubuğun gerçek boyuna oranı, piramidin gölgesinin çubuğun gölgesine oranı birbirlerine eşittir.”
Bu aslında çok basit bir matematik denklemidir:
“x” bölü “y” eşittir “a” bölü “b”. Gerisi içler dışlar çarpımı... Burada “x” piramidin geçek boyudur ve diğerleri zaten ölçülebildiğine göre içler dışlar çarpımından “x” yani piramidin gerçek boyu hesaplanır.
Bazıları, Thales'ın Mısır'a gittiğini ve gittiğinde de M.Ö 1650 civarında Ahmes adlı Eski Mısırlı bir katibin orjinalinden ikiyüz sene sonra kopyaladığı (yani orjinali M.Ö. 1450'de yazılan ama günümüze ulaşamayan) “Rhind Papirüsü” adı verilen (5,5 metre uzunluğunda ve 32 cm.kalınlığında) belgedeki (özellikle 57 numaralı papirüs) hesapları tercüme ettirmek suretiyle okuduğunu ve piramitlerin boyunu ve söz konusu teoremleri bu şekilde bulduğunu iddia ederler.
Tabi bir de bu olayın ağızdan ağıza aktarılarak hikayeye dönüştüğü bir anlatım da olagelmiştir:
Thales, tanrı Amon'un başrahibiyle ve firavun Amasis'le birlikte Büyük Piramid'i seyrediyormuş. Başrahip hükümdarının huzurunda bir yabancıyı güç duruma düşüreceğini düşünerek pek sevinmiş:"Bilin bakalım, bu piramidin yüksekliği ne kadar?" diye sorarak meydan okumuş. Thales asasını alıp tam piramidin gölgesinin bittiği yerde kumun içine dikmiş.Bunu yaptıktan sonra asayı, asanın gölgesinin uzunluğunu ölçmüş. Sonra bir taş parçasının üzerine yaptığı basit bir hesap işlemi, anıtın yüksekliğini meydana çıkarmış, 280 dirsek. Firavun bu işe çok şaşırmış. Böylece Thales kendi adını taşıyan teoremi yani geometrik orantılar ilkesini bulmuş. Bu ilkeye göre Pareleller homolog orantılı doğru parçalarını iki sekant üzerinde keserler . Piramidin durumunda paraleller güneşin ışınlarıydı.Sekantlar ise sırasıyla asadan ve piramidin yüksekliğinden geçen çekül doğrultularıydı. Eldeki dört veriden ilk üçü (asanın gölgesi,piramidin gölgesi, asanın yüksekliği) bilinmekteydi: Orantıların sırrı sayesinde dördüncüsüde kolaylıkla bulunabildi.
Çukura Düşme Öyküsü
Bizler, Thales'i "yürürken havaya baktığı için yolunun üzerindeki kuyuya düşen astronom " diye tanırız. Bu pek olası görünmemektedir, çünkü: Önce kuyunun "bileziği" yüzünden; sonra Yunan kuyuları çok dar olduklarından normal boyda bir adamın geçmesine olanak vermemektedir. Ve nihayet, Thales bu işi yaparken kuşkusuz kolunu, bacağını kırmaktan geri kalmayacak, öykü uydurucular da bunu bize söyleyeceklerdi muhahhak. Diogenes Laertios öyküyü akla daha yakın biçimde anlatarak şöyle diyor: Thales bir çukura düşmüş, Trakyalı kadın hizmetçisi de onunla alay ederek şöyle demiştir: “Daha sen ayaklarının ucunu bile göremezken, nasıl olur da gökyüzünde olup bitenleri görebilirsin?"
Hegel şöyle yanıtlar (Felsefe Tarihi, I):
"İnsanlar böyle şeylere gülerler ve övünçle felsefecilerin onlara bu tür şeyleri öğretemeyeceklerini söylerler. Ama felsefecilerin onlara güldüklerini anlamazlar, çünkü çukurlara düşmemelerinin ( insanların) nedeni daha şimdiden orada yaşıyor olmaları ve yukarıda üzerlerinde nelerin varolduğunu görememeleridir."
Her ne hal ise,Thales bu önemsiz öykünün sandırabileceğinden daha az dalgındır. Gerekince beceri göstermesini de bilir.
Politikayla İlgili Anlatıları
Birçok anektod, Thales'in yalnız bir düşünür olmadığını; politikayla da ilgilendiğini belirtmiştir. Politika konusunda eşsiz bir yol gösterici olsa da politikadan uzak kalmayı yeğlemiştir.
Heredotos’a göre Thales’in politik hayatı, Ege bölgesindeki İonyalıların bir federasyon içinde birleşmelerini savunması ve Anadolu'yu Perslere karşı savunmasıyla başlamıştır. Bu konuda, Thales'ten yaklaşık 150 yıl kadar sonra yaşayan Heredotos şunları yazar (Tarihler I 170.3):
“İyonya’nın yokedilmesinden önce bile bir Miletos’lu olan ve ailesi başlangıçta Fenike’den gelmiş olan Thales tarafından yararlı öğütler verilmişti. İyonyalıları tek bir meclis kurmaya yöneltmiş, meclisin İyonya’daki Teos’ta olması gerektiğini, ve başka kentlerde de yaşamın sürdürülmesi ama bunların sanki kasabalarmış gibi görülmeleri gerektiğini söylemiştir.”
Thales'in Perslere karşı İyon sitelerini bir konfederasyon halinde birleşmeye çağarması o zamana kadar pek bilinmeyen bir politik tarzdı, o nedenle çok ilgi görmüş ve Heredotos da bunu yazdığı kitabında belirtmiştir. İyonlar daha sonra Teos'ta değil ama bugünkü Söke yakınlarında ve Miletos'a çok yakın bir mesafede olan Priene antik kentine yakın Panionion denen yerde meclislerini toplamışlardır.
Thales, sadece Miletos'a egemen olan tiran Thrasybulos'un dostudur, sırası geldikçe değerli öğütler verir ona. Örneğin, yayılmasının en tepe döneminde olan Pers İmparatorluğu gelip masal kahramanı kral Krezüs'ün (Karun) Lidya'daki krallığına çarptığı zaman, kentler bir seçim yapmak zorunda kalırlar. Thales Pers kralı ile antlaşma yapmasını öğütler ve bu ustalıklı bağlaşıklık sayesinde Miletos, Krezüs'ün bozguna uğrayışından sonra bağımlılıktan, kölelikten kurtulan tek İyonya kenti olur.
Thales demokratik bir görüşe sahip değildi. Miletoslu Tiran Thrasybulus’un döneminde Solon’a onun tiranlığı hoş bulmadığını düşünerek, bir mektubunda onunla başka bir yerde yaşamayı önerir. Diogene Laerce'nin kitabında yazdığı ve ne denli doğru olduğu bilinmemekle birlikte, Thales'in biri Pheresid' e, diğeri Solon' a yazmış olduğu şu iki mektup şöyledir:
Thales'ten Pheresid'e:
“Tanrısal şeyler hakkında İyonyalıların ilk eserini Yunanlılara sunmaya hazırlandığınızı öğrendim. Eserinizi, kendilerine hiç bir yararı dokunmayacak olan birtakım yazarlara bildirmekten çok, dostlarınıza okumakla, belki daha bilgece bir harekette bulunmuş olursunuz. Eğer bu hoşunuza giderse, araştırmalarınızdan yararlanmayı yeğ tutarım ve eğer beni oraya davet ederseniz, yakında sizi bulmaya gelirim; zira, iki kez Girit' i ve oradan da Mısır' ı ziyaret ederek bu yerlerin rahip ve astronomlarıyla görüşmek için denizi iki kez aşmış olan Solon' la ben, sizi de görmek için bir daha denizi aşmakta tereddüt etmeyecek kadar bilgeyiz. Solon' dan söz ediyorum, çünkü, izin verirseniz, o da benimle gelecektir. Siz bir münzevisiniz; seyrek olarak İyonya' ya gidersiniz; yabancıları görmekten hoşlanmaz ve zannedersem, yazmaktan başka bir şey düşünmezsiniz. Fakat yazmayan bizler ise, seve seve Yunanistan ve İtalya' ya koşabiliriz”.
Thales'ten Solon' a:
"Atina'yı terk etmişsiniz; Miletos'ta Atina sütunları arasına yerleşmeye gelmekten pek yararlanacaksınız sanırım. Orada sizin için hiç bir tehlike yoktur. Biz, Miletosluların bir müstebit tarafından yönetildiğimiz bahanesiyle (sizin, her mutlak yönetimden nefret ettiğinizi biliyorum) tereddüt ederseniz, hiç olmazsa sizin dostlarınız olan bizlerle birlikte yaşayacağınızı düşününüz. Bias' ın da size yazdığını ve sizi Priene'ye davet ettiğini biliyorum. Eğer, Priene' de oturmayı tercih ederseniz, sizinle birlikte yaşamak için oraya ben de geleceğim".
Thales'le İlgili Diğer Anlatılar
Günlerden bir gün Thales'e: Gel de bir mucize gösterelim sana, derler. Alıp dağın tepesindeki bir çoban kulübesine götürürler. Orada bir kısrağın doğurduğu aykırı bir yaratığı gösterirler: Başı,boynu, elleri bir çocuğunki gibidir, bedeninin geri kalanı ise bir atınki gibidir. Oraya gidenler bu hali görenler başlarını çevirirler:"Böylesi bir mucize büyük felaketlerin habercisidir, tanrıların gazabını hemen yatıştırmak gerek, diye bağırışırlar; ama Thales hiç istifini bozmaz, kısrağın sahibini bir kenara çeker. Gülümseyerek :"Vallaha, der, sen istersen ötekilerin dediklerini yap.. Ama benden sana öğüt: Kısraklarını bundan sonra bu denli genç çobanlara emanet etme!!”
Hiç kuşkusuz uydurma olan bu öykünün,Thales'in İyon düşüncesindeki rolünü ve yerini bir imge ile çok iyi anlatmak gibi bir yanı vardır. Bu işte tanrıların yaptıkları hiç bir şakayı görecek yerde, sorunun akılcı bir açıklamasını yapmağa çalışmaktadır. Bu açıklamanın yanlış olmasının bir önemi yoktur. Önemli olan bunu araştırmak değil midir?
Öbür öykü daha incedir. Bir tartışma sırasında Thales bir kıyaslama terimi aramaktadır. Bulur ve şöyle der: “Ben de o delikanlının söylediklerini söylerdim. Köpeğini dövmek istiyormuş ama elinden kaçırmış, onun yerine kaynanasını dövmüş:"Neyse,dayak boşuna gitmedi!" demiş.
Yazıları
Thales’in herhangi bir inceleme yazmış olduğu kuşkulu olsa da, bir dizi eski yazar onun yazılarından söz eder.
Simplikios’a göre Thales denizciler için bir “Yıldız Kılavuzu” yazmıştır.
Diogenes Laertius asıllık konusunda kuşkular uyandırır; ama başkalarına göre Thales biri “Gündönümü Üzerine” ve öteki “Gündüz-Gece Eşitliği Üzerine” iki incelemeden başka birşey yazmadı" (D.L. I.23). Argoslu Lobon'un ileri sürdüğüne göre Thales'in yazıları ikiyüz dizeden daha fazla değildi (D.L. I.34), ve Plutark Thales'e yazı yoluyla ilettiği kimi görüşleri yükler (Plutarch, De Pyth. ya da. 18. 402 E). Hesikhius'a göre '[Thales] gök sorunları üzerine, gündüz-gece eşitliği üzerine ve başka pekçok konuda epik düzyazıda çalışmalar üretti (DK, 11A2). Kallimakhüs Thales'e denizcilerin Küçük Ayı'ya göre yön belirlemeleri öğüdünde bulundu (D.L. I.23).
Daha başka kaynaklar ona başka yazılar da yüklerler ve antikçağda hiç kuşkusuz onun adı altında dolaşan kitaplar vardı. Ama Aristoteles’in zamanına dek ulaşan hiçbir yazısı yoktur ve hiçbirşey yazmamış olması olasıdır.
Adalet Hakkındaki Görüşleri
Thales’in adalet üzerindeki düşüncesi hukukun hem bilimsel hem de ruhsal yanını kapsar. Öğüt niteliğindeki yurttaşlar arası hukuksal düşünceleri şunlardır:
1.Çocuklarınızdan, sizin kendi ana babanıza gösterdiğiniz kadar sevgi bekleyin.
2.Acınmaktan çok, gıpta edilin.
3.Güvendiğiniz kişilerin sizi etkilemesine engel olun. (Kefaletin yoldaşı felaket.)
4.Zengin olun; ama başarı için. Kötü bir şekilde zengin olmayın.
5.Başkalarını suçladığınız şeyleri kendiniz yapmayın.
6.Tembellik hoşa gitmez. Zengin de olsanız tembellik etmeyin.
7.Herkese güvenmeyin.
8.Ölçülü olun.
9.Kendinize hakim olmamanız zarardır.
10.Eğitim eksikliğine katlanmak zordur.
Thales’e göre, bir adam düşmanlarının kötü bir durumda olduğunu biliyor ise güçlüklere daha kolay katlanabilir. Erkeklerin kadınlardan daha iyi olduğunu; Yunanlıların da Barbarlardan daha iyi olduğunu düşünür. Thales’e göre mutlu bir insan, bedensel olarak sağlıklı, becerikli ve doğayı öğrenebilen kişidir.
En büyük şey?
" Uzay,herşeyi içerir çünkü"
Ya en hızlı şey?
" Düşünce her yere atılır çünkü"
Ya en güçlü şey?
" Zorunluluk, herşeye boyun eğdirir çünkü"
Ya en bilge şey?
" Zaman, herşeyi öğrenip meydana çıkarı çünkü"
Ya en yaygın şey?
" Umut, hiç bir şeyi olmayan kimselerde bile kalır çünkü"
Ya en yararlı şey?
" Erdem, herşeyi iyi kullandırır çünkü"
Ya en zararlı şey?
" Kötülük, herşeyi bozar çünkü"
Ya en kolay şey?
" Doğaya uygun olan şey; herşeyden ,hatta zevkten bile usanılır çünkü"
Ona en güç şey diye sormuşlar. Kendini tanımak demiş. En kolay şey nedir demişler: Başkasına öğüt vermek, demiş. Az görülen bir şey nedir?: Zorba bir hükümdarın yaşlanmışı,demiş. Mutszuluğa kolayca katlanmanın çaresini sormuşlar: Daha mutsuz düşmanların hallerine bakarak ,demiş. Erdemle yaşamanın çaresini sormuşlar: Başkalarında görüp ayıpladığımız şeyleri yapmayarak ,demiş. Mutlu insan kimdir demişler: Sağlığı yerinde ,zengin,yürekli,bilgili olandır, demiş. Güzellik nereden gelir demişler: Yüzden değil ,iyi davranışlardan gelir,demiş. Şu öğütleri de vermiş sonra:
"Haksız kazançla zengin olma.Yakınlarına ve dostlarına söylediğin kötü sözler yüzünden mahkemelere düşmemeğe çalış.Ve unutma ki sen anana,babana karşı nasıl davranırsan,çocukların da sana karşı öyle davranırlar."
Tabiki burada aktardığımız bu deyişler Thales'e atfedilen söylentilerden ibarettir.
Teorileri
Thales’den önce Yunanlılar doğayı ve dünyanın temel maddesini; mitoloji, Tanrı'lar ve kahramanlarla açıklıyorlardı. Yeryüzündeki doğa olayları, (depremler, rüzgar, vb.) tanrılarla bağdaştırılıyordu. Thales hem suyu ana madde olarak düşünmesi hem de doğayı olguları birleştirerek açıklamaya çalışması bakımından önemli olmuştur. Doğa olayların nedenlerini insan biçimli Tanrılardan çok doğanın içinde aramıştır. Mitolojik açıklamalar ile ussal açıklamalar arasında bir köprü kurmuştur. Thales'den sonra öğrencileri Anaksimandros ve Anaksimenes de aynı çizgide ilerlemiştir.
Madde Canlıdır (Tanrısal güç?)
Thales maddenin canlı olduğunu ileri sürmüştür. Bunu özellikle su ve mıknatısı incelerken düşünmüştür. Aristotales'e göre, Thales, mıknatısın demir tozlarını çekmesi nedeniyle canlı olduğuna inanıyordu. (Bu arada mıknatıstan ilk bahsedenin Thales olduğu öne sürülür.) Fakat o dönemde insanlar mesela taşın cansız insanınsa canlı olduğunu düşünüyorlardı ve bu nedenle anlatıldığına göre Thales'e şöyle sormuşlar: “ Eğer madde canlıysa ve canlı ve cansız arasında bir fark yoksa neden sen bir ölü değilsin?”, Thales de şöyle cevap vermiştir: “ çünkü arada hiçbir fark yok”. Thales'e göre yaşam ve ölüm birdir. Ona göre, maddenin kendisi, doğal olarak canlıdır. Nasıl canlı bir varlık hareket eder ve biçimini değiştirirse, canlı olan bu madde de hareket eder ve değişim halinde bulunur.
Bunu neden anlattım? Aristoteles Thales'in tüm şeyleri tanrılarla (daimonlarla) dolu olarak gördüğünü ileri sürer ve kimileri de Aristoteles böyle buyurdu diye ruhun ölümsüz olduğunu söyleyen ilk kişinin Thales olduğunu düşünürler ki bu ruh olgusu malum sonradan tektanrılı dinlerin bu konudaki yorumlarını etkilemiştir. Şimdi bakınız, Thales'le ilgili olarak bu “daimon” sözcüğünü kullanan Aristoteles, Thales'in aslında hiçbir eserini okumamıştır daha doğrusu Thales'in bir eser bırakıp bırakmadığı tartışmalıdır. Bütün bunlar Aristoteles'e ikincil kaynaklardan ulaşmıştır bu bir. İkincisi bu “daimon” sözcüğü farklı dönemlerde farklı anlamlarda kullanılan ve köken olarak anlamı üzerinde fikir birliğine pek varılamayan bir sözcüktür.
Daimon, Batı dillerine sonradan “demon” biçiminde yerleşen, eski Yunanca’daki bir sözcük olup Antikçağ’ın çeşitli dönemlerinde farklı anlamlarda kullanılmıştır.
Daimon teriminin kullanımına en çok Sokrates, Platon ve Platon’un takipçisi Ksenokrates'in sözlerinde rastlanır.
Terimin eski Yunan tradisyonunda şu üç anlamda kullanıldığı belirtilir:
1.İnsanları yöneten ve geliştiren görünmez, yüce varlıklar. Bu anlamdaki daimonları Platon üç gruba ayırmıştır: İlk iki gruptakilerin bedenleri esir ve ateşten oluşur, görülemezler. Üçüncü gruptakiler buharımsı bedenlere sahiptir, görülmezlerse de nadiren birkaç saniyeliğine (fantom tarzında) tezahür edebilirler.
2.Vicdan, vicdan sesi. Düşüncelerinin ilham kaynağının kendi daimon’u olduğunu bildiren Sokrates ( peh peh), belki de bir ayrım yapmak amacıyla, vicdan ya da vicdan sesi anlamını bir başka terimle, Daimon’un tezahürü anlamındaki daimonion terimiyle belirtmiştir.
3.Teozoflara göre, daimon terimi eski Yunan tradisyonunda aynı zamanda “düşünce formları” anlamında da kullanılmıştır.
Daimon sözcüğü Avrupa’da zamanla “demon” sözcüğüne dönüşmüş ve ilk anlamlarını yitirerek, Hıristiyanlık döneminde cin ve şeytan anlamında kullanılmıştır.
Şimdi bütün bu anlamlara bakıp da Thales'in anamaddesini ya da ilk maddeyi ve bu ilk maddeden evrilen diğer bütün maddeleri (ki Thales'e göre Su'dur) “tanrıların, vicdanın, düşüncenin ya da cinlerin, şeytanların” harekete geçirdiğini söylemek kanıtlanması deneye dayanmayan ve absürd bir yargı olur. Unutulmamalıdır ki Thales ruhani varlıkları değil sadece ve sadece maddeyi yani fiziki doğayı incelemiştir. Ona göre ilk madde Su'dur ve maddenin diğer formları olan gaz ve katı maddeler Su'dan devinmiştir. Thales hiçbir zaman şöyle bir soru sormamıştır: “Peki Su nerden geliyor? Suyun kökeni ne?” Ama şunu ileri sürmüştür: “ Su kendiliğinden devingendir.” Thales ve ardılı diğer doğabilimcileri için “ Hiçlikten Hiçlik çıkmaz ya da hiçbir şey yoktan var edilemez ve var olan birşey yok olamaz.” Bu ilk doğabilimcileri, ilk (arke) sorununu tartışırken ilkeden, “varolan herşeyin ondan oluştukları, ilkin ondan geldikleri, ve sonunda onda yokoldukları” [ex hou gar estin hapanta ta onta kai ex hou gignetai protou kai eis ho phtheiretai teleutaion] birşeyi anlarlar. Thales’in en yakın izleyicisi Anaximander’de aynı mantıksal ilke bulunur: “şeylerin ondan doğdukları yine şeylerin ona yokoldukları” birşeydir bu ilk madde [ex hon de he genesis esti tois ousi kai ten phthoran eis tauta ginesthai]. Thales'e göre Su ilk maddedir. Su hep vardı ve hiç yok olmayacak. İlk neden Su'dur.
Bu anlamda Thales bir Theolog (Tanrıbilimci) ya da Filozof değil tam anlamıyla bir Fizyologtur yani doğabilimcisi. Zaten Thales'in yaşadığı dönemde “filozof, felsefe” gibi kavramlar daha icat edilmemişti. Ruh gibi görünmeyen ve spekülatif meseleler daha çok Sokrates ve Platon gibi Anakara Hellenlerinin ilgisini çekmiş ve sonradan tektanrılı dinlerin propagandasını yapanlar tarafından bol bol geliştirilip kullanılmıştır ve hatta Tasavvufu bol bol beslemiştir. Ünlü Türk düşünürü Halikarnas Balıkçısı'na göre eğer Atina, Sparta ve Pers Emperyalizmleri Thales'i ve diğer İyonyalı doğabilimcileri yetiştiren Eski Batı Anadolu Ege Uygarlığının üzerinden silindir gibi geçmeselerdi günümüzün Fen ve Doğa Bilimleri ta o dönemlerde şimdiki aşamasına belki çoktan gelecekti ve belki de Ortaçağ gibi, Platon ve Aristo felsefelerinin, tektanrılı dinleri zehirleyip insanların birbirlerini cayır cayır yakıp kılıçtan geçirip boğazladığı bir karanlık çağ yaşanmayacaktı.
Sözün kısası Thales, tanrılarla ilgilenmemiş ve onlarla ilgili sorular sormamış; fakat önüne yani Akdeniz'e, anasına yani Su'ya bakmış ve düşünmüştür. Halikarnas Balıkçısı'nın haklı olarak dediği gibi Anakara Hellenistan'ında insanlar bir takım garip gizli dinsel ayin ve cinayetlerle boğuşurken İyonya'da Thales Gnomon denen bir Güneş Saati tasarlıyor ve belki de İyonlar ceplerinde ufak güneş saatleriyle dolaşıyorlardı...
Not: Toprağa dikilen uzun bir çubuk en basit güneş saatiydi.Çubuğun toprağa düşen gölgesinin uzunluk veya kısalığıyla zaman ölçülüyordu. Çubuğun gölgesi güneşin gökyüzündeki durumuna göre uzalıp kısalacağından,bu en ilkel saat “güneş saati" diye tanımlanmıştır. Sonra sonra “güneş saati" daha geliştirildi. Taştan ya da tahtadan uzun sütunların kullanılmasına başlandı. Bu sütunların üzerinde veya çevresinde çizgilerle işaretlemeler yapılmıştı. Gölgenin düştüğü her çizgi belirli bir zamanı ifade ediyordu. Bunun bir örneğini İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde görebilirsiniz.
Herşeyin Kökeni Su'dur
Thales maddenin ilk öğesi (arkhe) olarak suyu ileri sürmüştür. Aristoteles ve Theofrastus Thales’in önermesini felsefenin başlangıcı olarak alırlar. İlk madde Su'dur. Aristoteles’e göre Thales ‘doğa felsefesi’nin kurucusudur. (‘Doğa Felsefecileri’ ya da ‘fizyolog’lar)
Simplikios (Fizik Üzerine Yorum, 23.29-33):
“Yunanlılara doğa incelemesini ilk kez Thales’in sunduğu söylenir. Theofastrus’un kendisinin kabul ettiği gibi birçokları tarafından öncelenmesine karşın, tüm öncüllerini onları gölgede bırakacak denli aşmıştır. Ama yazılı olarak arkada “Denizcilik Gökbilimi” denilen çalışmasının dışında hiçbirşey bırakmadığı söylenir.”
İlk öğe olduğundan dolayı toprağın suyun üzerinde bulunduğunu ve dünyanın su tarafından taşındığını söylemiştir. (Dünya bir gemi gibi hareket ediyormuş ve suyun hareketliliği nedeniyle sallandığı zaman insanlar deprem oluyor sanıyormuş.) Aynı zamanda Thales her şeyin temelinin meydana geldiği şey olduğunu düşünmüştür.(Thales'e göre madde ile güç doğal bir bütündü ve henüz birbirinden ayrılmamışlardı ve temel maddede-su kendiliğinden yaratma gücü bulunuyordu.) Bu görüş Mısırlılar ve başkaları tarafından öncelenir. Aristoteles, Thales'i bu vargıya götüren nedenleri bilemezdi çünkü Thales'in hiç olmazsa ona dek ulaşmış olduğu söylenebilecek yazılı hiçbir metni yoktu. Thales'in düşündüklerini ancak tahmin edebilirdi, ve bu tonda yazar. İşte bu konuda Aritotales'in Thales'le ilgili yazdıkları:
Aristoteles (Metafizik, 983):
“Belki de Thales’in vargıları tüm besinin ıslak olduğu, sıcaklığın kendisinin nemden geldiği ve yaşamın onunla sürdüğünün açık olduğu düşüncesinden doğmuştur. Ama kendisinden herşeyin yaratıldığı şey tüm şeylerin ilkesidir. Bu kuramı savunmasının nedenlerinden biri buydu. Ama bir başkası da tüm tohumların nemli doğada oldukları ve suyun nemli herşeyin ilkesi olduğu olgusunda kapsanır.”
Thales'in ilkesinin seçiminde içinde yaşadığı ekinin etmen olduğu düşünülebilir. Hiç kuşkusuz Babil ve Mısır düşüncelerini biliyordu, ve kendisinin Mısır'a yolculuk yapmış olduğu iddia edilir. Hem Babil hem de Mısır varoluşlarını özsel olarak suda buluyorlardı — Dicle ve Fırat, ve Nil. Plutark'a göre Mısırlı rahipler hem Thales'in hem de Homeros'un tüm şeylerin ilkesinin su olduğunu Mısır'dan öğrendiğini söyleyerek övünüyorlardı. Bir de dünyanın su üzerinde yüzmesi teması vardır.
Aristoteles, (Gökler Üzerine, 294a28-34):
“Başkaları der ki [Yeryüzü] su üzerinde durur. Bu bize iletilen en eski açıklamadır ve Miletoslu Thales tarafından ileri sürülmüştür. Ona göre yeryüzü dingindir çünkü bir kütük ya da bu tür başka birşey gibi yüzebilir (çünkü bu şeylerden hiç biri hava üzerine dayanmaz, ama ancak su üzerine dayanabilirler) — sanki aynı şey yeryüzü için olduğu gibi yeryüzünü destekleyen su için geçerli olmamalıymış gibi.”
Aristo, suyun hangi özelikleri dolayısıyla ilke olarak kabul edildiğine dair olan akıl yürütmenin niteliğini kavrayamadığını itiraf etmekle birlikte, burada Thales, kozmogoniyi (evrenbilim, evrendoğum) mitolojideki gibi, sadece bir öykü olarak düşlemiş değil, duyumlardan başlayarak tümel önermelere doğru yükselen bir tümevarımla düşüncelerini ileri sürmüştür; yani şiir, mit (mythe) ve kutsal geleneklerden sıyrılarak doğayı gözlemek suretiyle yaptığı akıl yürütmeler sonucunda bu öğeyi bulmuştur.
Seneca (Quaest. Nat. vi. 6):
“Thales, bütün dünyanın, suyu desteği olarak aldığını ve üzerinde yüzdüğünü düşündü.”
İ.Ö. İkinci bin yılın ortalarında Babil kozmolojisi (Enuma Eliş) suyun birincilliği üzerine benzer bir tablo sunar. Böyle mitlere ek olarak bir de Tufan öyküleri bolluğu vardır ve İbrani kozmogonisi Tanrının tininin sular üzerindeki uçuşundan söz eder. Homeros İliad'da "Ve Okyanus, tanrıların ilk babası, ve anneleri Tethis"den söz eder (XIV, 201).
Aristoteles bunlardan ayrı olarak Thales'i Suyu ilke seçmeye götüren nedenin çok daha fiziksel-ussal gözlemler olduğunu söyler. Su ısıdaki değişime göre katı, sıvı ve gaz durumlarına geçer ve seyrelme ve yoğunlaşma Thales'in ilkeden çıkarsamalarında kullandığı araçlardır.
Bu konuda bir de Plutarkos'u dinleyelim. Plutarkos' a inanılırsa, (De Placitis Philosophorum, lib. I, eh. CIII). Thales suda şu esasları kabul etmiştir:
1. Su, nemliliğin kaynağıdır ve tüm hayvanların tohumları da nemlidir. Hayvanlar, nemlilikten (rutubet) doğunca, niçin tüm evren doğmuş olmasın?
2. Nemlilik, bitkilerin de beslenme ve üremeleri için hayvanların tohumu gibi zorunludur; zira, bitkiler susuz kalınca, kururlar.
3. Güneş ve yıldızların ısısı da, yeryüzünün buharlarıyla, yani nemlilikle besleniyor gibidir.
Semplicius, Aristo Fiziğinin Yorumlanması(fe. 8) adlı eserinde, bunlara bir dördüncü kanıt daha ekler:
4. Su, kolayca her şekle girebilir. Bunun aldığı türlü şekiller, cisimlerin
doğuşuna hizmet eder. Su, evrenin esas tohumu ve maddesi olunca, genleşmesinin (inbisat) en son derecesinde ateş olur; yoğunlaşmasının son noktasında da toprak olur.
Su, hareketiyle ruhu, her şekle girebilmesiyle de toprak, taş, ışın ve hayvandan ibaret olan dört öğeyi oluşturur. Suyun sokulmadığı hiç bir zerre yoktur; mahvolan şeyler de suya dönerler.
İlginç bir ayrıntı olarak şunu da ekleyelim: Thales'in Miletos'unda adı “Su” ya da “Deniz” olan bir siyasal parti de vardır ki bu hizibe mensup olanlar, toplantılarını gemilerde yaparlardı.
Astronomi
Heredotos'a ve Eudemos'a göre M.Ö. 28 Mayıs 585'te gerçekleştiği kabul edilen Güneş Tutulmasını önceden hesaplayıp haber vermiştir. Astronomi ile uğraşan ve gün dönümlerini önceden hesaplayan biri olarak ilk astronom olmuştur. Ayın son gününe 30.gün adını o vermiştir. Yılın içindeki mevsimleri de o bulmuş, bir yılı 365 güne bölmüştür: Güneşin (yaptığı devrin 720'de birine eşit olan)çapını ölçmüş; ekvatorun, dönencelerin ve kutup dairesinin varolduklarını bilmiştir. Son olarak, ayın ışığının, güneşin aydınlığını yansıtmasından ileri geldiğini de söylemiştir. Gölgemizin bizimle aynı uzunlukta olduğu zamanı gözleyerek, piramitleri gölgelerine bakarak ölçmüştür. Aynı zamanda Nil nehrinin yükselmesinin rüzgara bağlı olduğunu bulmuştur. (Etesios rüzgarları nehrin tersine eserek onun denize dökülmesini engelliyorlarmış ve sular da taşıyormuş,)
Bunlara karşın, dünyayla ilgili düşünceleri doğru çıkmamıştır. Onun düşüncesine göre dünya sonsuz suyun içinde oturan yarı-küreydi, dünya yüzeyi de bu yarı kürenin düz kısmının içinde yüzen düz bir diskti.
Eski Yunan bilginlerinden Kallimakhos'un aktardığı bir düşünceye göre denizcilere kuzey takım yıldızlarından Büyükayı yerine Küçükayı'ya bakarak yön bulmalarını öğütlemiştir; çünkü Küçükayı'nın yörüngesi daha küçüktür ve zamanla gökyüzünde Büyükayı'a oranla daha az yer degiştirir. Bu buluşu geçimlerini ticaretle sağlayan Miletoslu gemicilere çok yaramıştır.
Astronomideki çalışmaları sayesinde, Batı Medeniyetinin astronomide Doğuya göre daha bilimsel bir yönde ilerlemesine neden olmuştur. Doğu Medeniyetleri, Gökbilimle daha çok Tanrıların gelecekteki davranışlarını ve insanlara nasıl bir gelecek tasarladıklarını keşfetmek için uğraşıyorlardı yani bir nevi Gökbilimci değil Astrologtular. Thales ise tarıları bir tarafa bırakıp gök olaylarını bilimsel olarak ve sadece bilmek için araştırmıştır.
Matematik-Geometri
Matematik ve Geometri (yerin ölçüsü) alanında İyon ve Hellen dünyasında çığırlar açmış birisidir. M.S. 450'lerde yaşayan ve son büyük Hellen filozoflarından olan Proclus, Thales hakkında şunları yazar:
“İlk önce Mısır'a gitti ve çalışmalarını (geometriyi) Hellenlere tanıttı. Bizzat kendisi, pek çok temel önerme keşfetti; diğer prensiplerin ışığı altında, onları kendisinden sonra gelenlere öğretti. Onun yöntemi bazı sorunları ele almada daha genel (daha kuramsal ve daha bilimsel), bazı problemleri ele almadaysa daha sorgucu ve gözlemciydi.”
Bulduğu iddia edilen bazı geometri teoremleri şunlardır:
1.Çap çemberi iki eşit parçaya böler.
2.Bir ikizkenar üçgenin taban açıları birbirine eşittir.
3.İki doğrunun kesişme noktasındaki ters açılar birbirine eşittir.
4.Köşesi çember üzerinde olan ve çapı gören açı,dik açıdır.
5.Tabanı ve buna komşu iki açısı verilen üçgen çizilebilir.
Thales'in bu beş geometrik teoriyi bulduğuna dair tarihsel kayıtlar nelerdir? İlk dört teoriyi Thales'in bulduğunu yukarda adı geçen Proclus öne sürmüştür. Proclus 3. ve 4. teorileri ise Rodoslu ve ilk Matematik tarihçisi ve aynı zamanda Aristoteles'in öğrencisi Eudemus'un asla bulunamayan eseri “Geometri Tarihi” eserinden alıntı yaparak aktarmıştır. Yani Eudemus, Thales'in 3. ve 4. teorilerinin bulucusu olduğunu yazmış o kitabında. Kimi bilimadamları Proclus'un Eudemus'un eserinden alıntıladıklarından şüphe etmenin yersiz olduğunu belirtirler ve buna gerekçe olarak da M.S. İkinci yüzyılda yaşamış olan Diogenes Laertius'un “Büyük Filozofların Tarihi” adlı eserindeki şu pasajın, 4. teoremin Thales'e ait olduğu inancını pekiştirdiğini öne sürerler ki Diogenes Laertius de bunu Pamphile'den aktarmıştır:
“ Pamphlie der ki “ Geometriyi Mısırlılardan öğrenen Thales, bir çemberin içine dik-açılı üçgen çizen ilk kişidir ve bunu bir öküz kurban edip kendine ziyafet çekerek kutlamıştır. Fakat başkalarına gore. hesap uzmanı Apollodorus dahil, bu öküz kesme işini, kendi bulduğu teoremler için yapan Pythagoras'tır.”
Bununla birlikte tarihsel kayıtların daha derinlemesine incelenmesi bize şunu gösterir ki, bütün bu veriler doğru olsa bile belki de Thales bu geometrik önermeleri kendisi keşfetmedi; ama kağıt üzerine soyut denklemler olarak aktarmayı başardı. Mesela Proclus, 2 nolu önermeyi açıklarken Thales'in “eşit” kelimesi yerine “benzer” sözcüğünü kullandığını söyler. Yani şöyle : “Bir ikizkernar üçgenin taban açıları birbirine benzerdir.” Oysa bugün bizler bilmekteyiz ki bu açılar birbirine eşittir. Bu durumdan bazı bilimadamları şu sonucu çıkarır: Muhtemelen Thales'in açıları ölçebileceği bir yöntemi ya da pergel gibi bir aracı bile yoktu ve açıyı sayısal bir büyüklük olarak değil de gözlemine dayanarak sadece bir “şekil” olarak düşünmüşür ve dolayısıyla ikizkernar bir üçgenin taban açılarının benzer olacağını gözlemleyerek söylemiştir. Her ne olursa olsun Thales geometrik önermelerinin gerekliliğine inanan tarihteki ilk fizikçi olmuştur.
Thales, bir geminin kıyıya olan mesafesini ölçüyor
4. teorem demin de belirttiğimiz gibi Eudemus tarafından Thales'e atfedilir. Proclus şöyle yazar:
“ Eudemus der ki “ Thales'in, gemilerin kıyıdan uzaklıklarını hesapladığı yöntem bu teoremle ilgilidir.” (4. teorem)”
Başka bilginler, Thales'in gemilerin kıyıdan uzaklıkları konusunda kullanmış olabileceği üç başka metotlardan söz ederler. Bunlardan biri şudur: Thales, artı işareti şeklindeki bir haçın üzerine çivilenmiş iki çubuk kullanmış olabilir öyle ki çubuklar döndürülebilsin. Daha sonra bir gözlemci bir kulenin tepesine gider ve bir çubuğu belki de bir çekül kullanarak dikey olarak konumlandırır ve sonra ikinci çubuğu gemi doğrultusunda çevirir. Gözlemci daha sonra aracı dikey şekilde çevirmeye başlar ta ki hareket halindeki çubuk karada uygun bir noktayı işaret edene kadar. Bu noktanın kulenin tabanından mesafesi, geminin karadan olan mesafesine eşit olur.
Eğer Thales işi geometriyle hallettiyse bunun matematiksel açıklaması da şudur:
Bu ölçümü, iki dik üçgenin kenarları arasındaki orantıdan yararlanarak yapmıştır. “B” kulenin tabanı, “C” ise gemi olsun. Bir kimse kulenin tepesinde, elinde birbirini dik açıyla kesen bir araç bulundursun. Onun bir kenarı olan AD, Yer'e dik bir konumda bulunsun. AE kenarı ise gemi yönünde olsun. Sonra öyle bir gözlem noktası saptansın ki, bu noktadan C gemisi görülebilsin. AC doğrusu, E noktasında, aracın yatay kolunu keser. AD = 1, DE = m ve BD = h denilecek olursa, BC doğrusu, yani geminin karaya olan uzaklığı, BC = (h * 1) . m / 1 olur ve Thales teoremi uygulanarak BCE=ADB, BC = (AD / DB). DE elde edilir.
Thales'in bir geminin kıyıya olan mesafesini ölçmeyi başarması denizci bir halk olan Miletoslular için hem ticarette hem de savaşta çok işer yaradığı şüphesizdir.
Thales'in matematik ve filozofideki kendi çalışmalarını devam ettirmesi için Anaksimenes'in, öğrencisi Pythagoras'a Mısır'a gitmesini tavsiye ettiği de söylenir. (Matematikteki Pisagor kuramını hatırlayın.)
Aslında bu teoremler Babil ve Mısır'da kuşkusuz biliniyordu ama gerçek şu ki bu uygarlıklardan elimize bunlara dair detaylı belge geçmemiştir. Babillilerin ve Mısırlıların bilgileri, kenarları 3-4-5'lik bir üçgen çizmekten ibaretti.; fakat bir açının niçin hep dik olduğunu kendilerine sormamışlardı. Genelleştiremedikleri için kanıtlamayı bilmiyorlardı.Thales'in değeri de burada açığa çıkar. Eski bilim sistemini yerinden oynatıp olayları yöneten kanunu daha uzakta aramasını bilmişir.
Söylenenlere bakılırsa Thales, bir de mikrometr (bir çeşit büyüteç) icat etmiştir.
İslam Kaynaklarında Thales
Mes' udi <öl. m, 956), onun bir tabiat filozofu olduğunu (Avertissernent, 164), bir ilimler tasnifi yaptığını (aynı eser\ 164) ve ilave olarak Thales' in Hristiyan filozoflarını etkilediğini (ayni eser, 222) söylemektedir. İbn el-Nedim (öl. m. 905 civ.), onun ismini Sâlis ibn Mallis el-Emlisi yani: Miletuslu Mallis' in oğlu Thales olarak göstermekte ve Yedi Bilgeden biri olarak tanıtmaktadır. (Fihrist, 245) Sicistani (m. X. asır)' ye izafe edilen bir felsefe tarihinde ise, Sûlîs el-Milati yani Miletli Thales olarak zikredilen bu filozof için şunları okuyoruz: “... Felsefe' yi ilk başlatan odur. Yunanlılardaki fırkalar (ekoller) içinde (yetişen) filozoflar, feylesof ismini ondan aldılar. Felsefede birçok el değiştirmeler olmuştur; Thales, Mısırda felsefe (tahsil) yaptı ve ihtiyarlığında Milatya 'ya gitti. Onun sözlerinden kalan şeyler azdır. Mesela; — Öfke, tefekkürün darlığıdır. — Gizli olarak yapılan şeyden, açıkta utanç duyulur. — Kendisinde ruh, (nefs) bulunduğunu hissetmeyen kimse, sadece ölü bir bedene bürünmüş olduğunu hisseder. Bu insan, ancak hayvandır. Onun yaptığı iş hayvanların yaptıklarıdır. Fakat kendisinde bir ölümsüz ruh bulunduğunu hisseden kimsenin yaptıkları hayvanların yaptığı şeyler (gibi) olmaz. O kimsenin, Allahın fiillerini kendine misal alması gerekir. (Müntehab, 16 b) — Zahir (harici) hastalıkların tedavisi, batın (dahili) ve gizli hastalıkların tedavisinden kolaydır. — İyileşmen için sana acı şey içiren kimse, seni hastalandırmak için tatlı şey içirenden daha şefkatlidir. — Güvenliğin için seni korkutan kimse, seni korkutmak için dostluk gösterenlerden daha iyidir. (Müntehab, 17a) Daha sonraki bir asırda yetişen, felsefe tarihçisi Kadı İbn Said (öl, m. 1070), onun hakkında şöyle diyor: “Talis el-Mitati (Miletli Thales) Fisagures (Pythagoras) ile Zumahratis (Demokritos)’ in arkadaşıdır.” (Tabakât el-umem, 293 (Buradaki kronoloji hatalarına dikkat etmelidir. Çünkü Pythagoras (m. ö. 570-494?} ve Demokritos ise (m.ö. 460-3703 yılları arasında yaşamış filozoflardır. Müteakib asırda düşünce tarihi yazarlarından olan Şehristani (öl. m. 1153) ise şunları anlatmaktadır: “...Talis, Milatya'da felsefe yapan ilk şahıstır. Şöyle diyormuş; “Kainatın bir yaratıcısı vardır. Akıllar onun sıfatlarını, cevher oluşu yönünden idrak edemez. Onun idrak edilmesi, ancak eserleri bakımındandır.” (Milel ven-Nihal, 4/30-31) Miladi XIII. asırda yaşayan fikir tarihçisi İbn el-Kıfti (öl. m. 1248) ise şunları ilave ediyor; “Sâlis el-Milati, kendi zamanında ünlü bir filozofdur. Felsefe konusunda onun fikirleri, felsefeciler arasında şöhretlidir. Fisagures (Pythagoras) ile arkadaşlık etmiş ve ondan ders almıştır. (Bu yanlıştır, Pythagoras, Thales'in öğrencisi Anaksimenes'in öğrencisiydi.) Mısır' a seyahat etmiş ve oranın bilginlerinden fizik ve felsefe dersleri almıştır. Varlık konusunda, Varlık’ ın bir Yaratıcı' sının olmadığını ilk defa söyleyen odur. Arkadaşları onu bu düşünceye getiren şeyin, bu alemdeki ihtilafları müşahede etmesinden doğduğunu ve güzel sıfatlarla vasıflanmış olan (Allah) 'dan böyle ihtilaflı şeylerin sadır olamayacağının tahakkuk ettiğini, isbata çalışmışlardır. Bütün Hind filozofları da bu görüş üzeredir. (İhbar el-ulema, 75)
Son Söz
Thales'in önemi nedir?
Thales neyi bildiğimizden çok, neyi “nasıl” bildiğimizin önemli olduğunu söyler. Burada önemli olan sözcük “nasıl?”dır. Bu sözcük bugünkü Doğa Bilimlerindeki bilimsel metodun doğuşudur.
Ve şu devrimsel düşünceye önayak olmuştur: “ Dünyayı anlamak için onu doğasını (physis, fizik) anlamalıyız” ve “ Olup biten herşeyin fizik bir açıklaması vardır.” Diğer bir deyişle olup bitenlere neden olan doğaüstü güçler yoktur.
Rahiplerin, kahinlerin ve gezginci ozanların eski Yunanistan'da kent kent dolaşıp anlattıkları masallarla, söyledikleri deyişlerle tarih boyunca ilk kez yetinmeyen, bizim bildiğimiz Thales olmuştur. İster Yunanistan'da, ister Mısır'da ister Babil'de olsun; ister Zeus, ister Amon, ister Ea tarafından canlandırılmış olsun, o çağda öğretilmekte olan evrendoğum(kozmogoni) bilimleri onun gözüne şöyle görünmektedir: Bunlar, dinlerin, evrenin gerçeklerini gizlemek için onun üzerine örttükleri birer örtüdür. Fakat bu renkli örtüde delikler vardır. Thales de bu deliklerden gerçeği hayal meyal görmeye çalışmıştır. Böylece de bize kendi açıklamasını yapmıştır. Bu ise insanoğluna açıklanmış olan ilk akılcı Evrendoğumdur.
Kendi ünü bakımından Thales dünyamıza çok geç gelmiştir. Eğer altı yüzyıl daha önce; Herakles'in ya da Asklepios'un zamanında ortaya çıkmış olsaydı Hellenlerin işlek hayal güçleri onu bir kahraman yarı-tanrı yapardı.
Thales'in felsefe tarihindeki önemi, her şeyin ondan oluştuğu, ondan geldiği ve yine ona dönüşeceği, kendisinden oluşan şeyler değişse de kendisi değişmeden kalan, var olan her şeyin altında yatan temel ilke olarak suyu önermesinden çok; böyle niteliklere sahip bir ilk-ilke önermesinden ileri gelir. Nitekim daha sonraları, Thales'in suyu; Anaksimandros'un “apeiron”una, Anaksimenes'in “hava”sına, Pythagoras'ın “sayı”larına, Herakleitos'un “ateş”ine, Parmenides'in “bir”ine, Empedocles'in “dört-öğe”sine, Anaksagoras'ın “nous”una (akıl), Demokritos ve Leukippos'un “atom”larına dönüşecektir. Sonuç olarak Thales'in yaktığı ateşle yolunu aydınlatan insanlık, ne yaratılması ne de yok edilmesi olanaklı olan, başka biçimlere dönüşebilen; ama niceliği hep sabit kalan, var olan her şeyin kendisine indirgenebileceği, temel bir ilk-ilke olarak “enerji” düşüncesine kadar ulaşacaktır.
Ölümü, Diogenes Laertius'a göre, bir jimnasyumda yarışmaları seyrederken, sıcaktan, susuzluktan düşerek olmuş ve mezarında şunlar yazılıymış: “ Bilgeler bilgesi Thales'in mezarı bu: kendisi küçük; ama şanı göklere çıkıyor.”
Thales'e ait olduğu söylenen bir büst Roma'daki Capitoline Museum'dadır; fakat bu büstün Thales'e ait olmadığı olasıdır.
Kaynaklar:
Heredotos, Heredotos Tarihi
Diogenes Laertius, Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri
Aristoteles, Politika
Aristoteles, Metafizik
Aristoteles, Gökler Üzerine
O. Neugebauer, The Exact Sciences In Antiquity
B. Russell, Batı Felsefesi ve Tarihi
Plutarch, De Placitis Philosophorum
Halikarnas Balıkçısı, Hey Koca Yurt
Halikarnas Balıkçısı, Anadolu'nun Sesi
Hegel, Felsefe Tarihi I
Simplikios, Fizik Üzerine Yorum
Seneca, Quaest
Homeros, İlyada
Orhan Hançerlioğlu, İnanç Sözlüğü
Nihat Keklik, Mukayeseli Temel Bilgiler ve Kaynaklar
Cemil Sena, Filozoflar Ansiklopedisi
Hazırlayan: Murat Azeloğlu
0 yorum:
Yorum Gönder