OPERA
Ankara'da şahit olduğumuz son göğüs kabartıcı opera çalışmaları ile, Tanzimattanberi eksikleri bir türlü kapatılamıyan sanat yeniliği hareketlerimizin belli başlı bir gediğine besleyici bir iki taş daha yerleştirilmiş oldu: Yani, musikili dram boşluğunun doldurulması işine programlı ve sistemli çalışmalarla girişmiş bulunuyoruz. Opera yolunda çalışmak işinde gecikmiş biricik Avrupa milleti, şüphe yok ki, biz değilsek de, en geç kalan Avrupalı milletlerden biri olduğumuzda şüphe yoktur; Balkanlar milli operalarını kurduktan çok sonra bizim harekete geçtiğimiz bir hakikattır. Mecburi bir takım içtimai sebepler yüzünden gecikdiğimiz doğru olmakla beraber, yeni gayretli yolumuzdan dönmemek zaruretini bize tenbih eden sebepler arasında "en genç opera memleketlerini aşmak" mecburiyeti de vardır.
Radyomuz, son opera temsillerimizin bazılarını dinleyicilerine vermiş , bazılarını da parça halinde kendi stüdyolarında temsil ettirerek halkımıza dinletmiştir. Bu suretle son hareketleri yakından takip etmek imkânını bulan dinleyicilerimizi burada biraz daha aydınlatmağı lüzumlu bulduk.
Ankara'da şahit olduğumuz son göğüs kabartıcı opera çalışmaları ile, Tanzimattanberi eksikleri bir türlü kapatılamıyan sanat yeniliği hareketlerimizin belli başlı bir gediğine besleyici bir iki taş daha yerleştirilmiş oldu: Yani, musikili dram boşluğunun doldurulması işine programlı ve sistemli çalışmalarla girişmiş bulunuyoruz. Opera yolunda çalışmak işinde gecikmiş biricik Avrupa milleti, şüphe yok ki, biz değilsek de, en geç kalan Avrupalı milletlerden biri olduğumuzda şüphe yoktur; Balkanlar milli operalarını kurduktan çok sonra bizim harekete geçtiğimiz bir hakikattır. Mecburi bir takım içtimai sebepler yüzünden gecikdiğimiz doğru olmakla beraber, yeni gayretli yolumuzdan dönmemek zaruretini bize tenbih eden sebepler arasında "en genç opera memleketlerini aşmak" mecburiyeti de vardır.
Radyomuz, son opera temsillerimizin bazılarını dinleyicilerine vermiş , bazılarını da parça halinde kendi stüdyolarında temsil ettirerek halkımıza dinletmiştir. Bu suretle son hareketleri yakından takip etmek imkânını bulan dinleyicilerimizi burada biraz daha aydınlatmağı lüzumlu bulduk.
Avrupa'da nasıl Başladı?
Avrupa'nın ilk operası tam 1600 yılında Floransa'da eski Yunan trajedilerinin ihyası cereyanından doğdu. İlk basit tecrübelerden sonra Monteverdi adındaki dâhi bir musikici bu yeni musiki nevine biraz tenevvü, hareket, armoni ve bol miktarda duygu kattı. Artık moda tutunmuş, sevilmiş, prens saraylarında yapılan ilk tecrübeleri halk karşısında verilen temsiller takip etmeğe başlamıştı. İtalyan operası, Paris, Londra, Hamburg gibi şehirlere doğru yayılmak üzere İtalya topraklarını çabuk aşdı: Çünkü o zamanki basit operalar kolay oynanırdı; bu maksatla İtalya'nın muhtelif şehirlerinde açılmış olan ve konservatuvar denilen musiki okullarından mezun fakir musikici delikanlılar hayatlarını opera modası yolunda kazanmak üzere sevine sevine seyahatlere katlanıyorlardı. Salaşpur sahneli oyun köşelerini şurada burada kurup harekete geçen gezgin sanatkârlar olmuşlardı. Paris İtalyan operasından hoşlanmadı. Lulli ismindeki musikici Fransız zevkine uygun ve Fransızca sözlü operalarla işe başlamakta gecikmedi; bu sayede millî bir Fransız operası XVII inci asrın sonunda tutundu. Almanya'daki ilk teşebbüsler ise bir türlü sürekli olamamıştı. Çünkü Alman edebiyatı, yeni teşebbüsü henüz takviye edecek kabiliyette değildi; Alman musikisi, ister istemez şiir, dans ve sahnenin yardımından uzak kalan sırf musiki yolunda yükselmeğe başlamıştı. İtalyan ve Fransız operaları oldukça ilerledikten, Alman operası da davranmıya başladıktan sonradır ki Rusya gibi Şarki Avrupa milletleri hem Garbi Avrupanın bu eserlerini seyretmiye, ve kendi şehirlerinde oynamıya, hem de kendi dillerinde besteledikleri millî operalar meydana getirmeye başladılar. Her yer iki çetin yolu irden aşmıya mecbur kalıyor ve buna dikkat ediyordu; 1) Ecnebi şaheserleri oynayıp tanımak, 2) Aynı zamanda da muadil millî eserler verip böylece halkın mukayeseli takdirini yeni sanat üzerinde toplamıya çalışmak.
Bizde nasıl Başladı?
Biz opera ile ne zaman temasa geldik? Cevabımız kıdem bakımından iftiharı mucip, netice bakımından ise teessüfü calip olacaktır. İlk bir İtalyan opera takımı tanzimattan pek az sonra, 1840 da temsiller vermek üzere Beyoğlunda yerleşmiştir. Abdülmecit hem bu oyunların zaruri açıklarını kapatarak teşvikte kusur etmedi, Beyoğlu temsillerinde ara sıra bulundu, hem de sarayında külfetli bir tiyatro yaptırarak aynı takımların orada da güzel temsillere başlamasını mümkün kıldı. Türk ve ecnebi seçkin bir zümre huzurunda böyle temsillerle parlak örnekler gösterilmeğe başlanmıştı. O zamanki Avrupa'nın Toscanini'si makamında olan Anglo Mariani, Luigi Arditi gibi Orkestra Şeflerinin sarayda bir kaçar sene işbaşılık ettiklerini ve böyle adamların gelişi güzel takımlarla ortaya çıkamıyacaklarını dikkate alırsak o ilk İstanbul temsillerinin pek parlak geçtiğine kolayca inanırız. Abdülmecid'e hizmet etmiş bir iki dünya ses artistinin ciddî hüviyetlerini de iyice tanıyoruz. Sarayın genç Türk muzikacıları o temsillerde yavaş yavaş orkestra ve koro artisti olarak yer almağa başlamışlardı: Onların ilk ve baş hocaları ise Donizetti Paşa idi ki, Napolyon Bonapart'ın baş muzikacılığını yaptıktan sonra 1827 yılında saraya gelmiş, ömrünün nihayetine kadar ferah ve memnun yaşadıktan sonra İstanbul'da ölmüştü; Başka İtalyan öğretmenler de vardı... Abdülaziz "israf oluyor" diye, evet bu kadar vahi bir vesvese ile, bu mükemmel başlanğıcı durdurdu!.. Abdülhamit ise kendi sarayında lüks ve fantazi icraattan ileri varamadı; Abdülmecit gibi esaslı ve anlayışlı himmetlere sarılsaydı, ilk taklitci ve örneklik temsillerden sonra Türk Operasının yolu da muhakkak bulunurdu.
Yazan: Mahmut R. Kösemihal
Radyo Mecmuası, Sayı: 4
15 Mart 1942
Bizde nasıl Başladı?
Biz opera ile ne zaman temasa geldik? Cevabımız kıdem bakımından iftiharı mucip, netice bakımından ise teessüfü calip olacaktır. İlk bir İtalyan opera takımı tanzimattan pek az sonra, 1840 da temsiller vermek üzere Beyoğlunda yerleşmiştir. Abdülmecit hem bu oyunların zaruri açıklarını kapatarak teşvikte kusur etmedi, Beyoğlu temsillerinde ara sıra bulundu, hem de sarayında külfetli bir tiyatro yaptırarak aynı takımların orada da güzel temsillere başlamasını mümkün kıldı. Türk ve ecnebi seçkin bir zümre huzurunda böyle temsillerle parlak örnekler gösterilmeğe başlanmıştı. O zamanki Avrupa'nın Toscanini'si makamında olan Anglo Mariani, Luigi Arditi gibi Orkestra Şeflerinin sarayda bir kaçar sene işbaşılık ettiklerini ve böyle adamların gelişi güzel takımlarla ortaya çıkamıyacaklarını dikkate alırsak o ilk İstanbul temsillerinin pek parlak geçtiğine kolayca inanırız. Abdülmecid'e hizmet etmiş bir iki dünya ses artistinin ciddî hüviyetlerini de iyice tanıyoruz. Sarayın genç Türk muzikacıları o temsillerde yavaş yavaş orkestra ve koro artisti olarak yer almağa başlamışlardı: Onların ilk ve baş hocaları ise Donizetti Paşa idi ki, Napolyon Bonapart'ın baş muzikacılığını yaptıktan sonra 1827 yılında saraya gelmiş, ömrünün nihayetine kadar ferah ve memnun yaşadıktan sonra İstanbul'da ölmüştü; Başka İtalyan öğretmenler de vardı... Abdülaziz "israf oluyor" diye, evet bu kadar vahi bir vesvese ile, bu mükemmel başlanğıcı durdurdu!.. Abdülhamit ise kendi sarayında lüks ve fantazi icraattan ileri varamadı; Abdülmecit gibi esaslı ve anlayışlı himmetlere sarılsaydı, ilk taklitci ve örneklik temsillerden sonra Türk Operasının yolu da muhakkak bulunurdu.
Yazan: Mahmut R. Kösemihal
Radyo Mecmuası, Sayı: 4
15 Mart 1942
0 yorum:
Yorum Gönder