Başka türlü, benim yazımda öne sürdüğüm düşüncelerle doğrudan hiçbir bağlantısı olmayan eşik bekçileri ve iktidar yapıları gibi kavramları kullanmasını anlamlandırma olanağını bulamıyoruz çünkü. Mutlu'nun "dolaşık iktidar yapısı içinde eşik bekçilerinin' de kendi eşik bekçileri olduğu" yolundaki ifadesinin tuhaf bir hayıflanma yansıttığı duygusuna kapılmamak da olanaksız gibi. Eşik bekçilerini aşan üst eşik bekçileri dolayısıyla T. Eryılmaz gibi eşik bekçileri görevlerini yapamaz durumu getirilmiş bulunuyor. Tartışmanın Mutlu ile Oktay arasında cereyan ettiğini düşündüğümüzde, Oktay'ın ilk eşik bekçisini aşacak bir iktidar yapısının üyesi olduğu sonucuna varmamız gerekir. Yazımın "kısır ve otoriter bir tahlil çerçevesi dayattığını" aynı otoriterlikle öne sürebilen Mutlu, gönül rahatlığıyla ekliyor: "Bu çerçevede bağlantı çok yalın: 'Kiç insanı, kiç toplumu sömürünün ürünü ve aracıdır.' Dolayısıyla sömürü giderilirse mesele de zaten giderilmiş olacaktır. Bu kanıyı dillendirmek için gazete yazısı boyutunda dahi bir yazıya ihtiyaç var mı derseniz, bence yok; ama yazı ehillerinin hikmetini sual etmek haddim değil." Bu cümlenin "yukardan bakışını" görmezden gelsek bile baskıcı ve yasaklayıcı içeriğini görmezden gelemeyiz. Burada eşik bekçisinin bu ya da bu tür yazıları basmaması gerektiği söylenmiyor mu dersiniz? Mutlu'nun savunduğunu öne sürdüğü oydaşma kavramıyla ilintili hiçbir bağlam belirmiyor. Tam tersine: Mutlu müzakere ve münakaşa sözcüklerini seçebilecek ve diyalojik kavramını kulanabilecekken, "müsademe" terimini seçiyor ama doğrusunu söylemem gerekirse, önermeleri "her türlü fikrin hiçbir engellenme ve kısıtlamaya tabi tutulmaksızın mükemmelen ifadesini sağlayacak bir bağlamın mevcudiyeti" düşüncesine uygun görünmüyor.
Şunu söyleyeyim, yazarın topos'u beni yakından ilgilendiriyor. Bir yerden konuşuyorum. Başka yerlerin mevcudiyetini bilmediğimi ya da onları yadsıdığımı söylemek, doğrudan doğruya bir yüksek bakış olabilir ancak. Ama Erol Mutlu'nun şu sözlerime inanmasını isterim: Marksizmin ekonomist ve volantarist yorumlarıyla arama mesafe koymaya çok özen gösteriyorum. Mutlu, benim "mutlakçı rasyonalist bir bakışa" sahip olduğumu söylüyor. Peki sormak hakkım değil mi? Mutlu, mutlakçı olmayan nasıl bir rasyonalizme sahip? Yoksa irrasyonalist bir çerçeveden mi konuşuyor? Ayrıca, Mutlu ideoloji ile yanlış bilinç kavramlarını neredeyse özdeşleyerek, benim "otoriteler" kışkırtmamdan daha önemli bir "etik problem" yaratmış olmuyor mu? Belirli sınırlar içinde konumlandırılacak bir "yanlış bilinç" kavramı, Mutlu'ya hemeninden terk edilmesi gereken bir kavram olarak görünüyorsa, nedenlerini açıklaması ve gerçeklendirmesi gerekir. İdeoloji ile yanlış bilinç özdeş değildir ama bu ayrım, yanlış bilinç kavramının kullanılabilir olmadığını göstermez.
Ben belirli bir yazara konuşmuyor, gözlerimizin önündeki "pespayeliklerden" söz ediyordum yazımda. Ama Mutlu bana karşı konuşuyor. Tam da bu yüzden beni küçümseyici bir ifadeyle Zizek / Lacan'ı öne sürerken tam da "karatedeki öldürücü vuruş"u anımsatacak biçimde "retorik vuruş" yapmayı amaçlamıyor mu dersiniz? Önce Zizek / Lacan'ın semptom, fantezi, arzu ve tatmin arasında kurduğu psikanalitik yorum çerçevesinin benim söz konusu ettiğim pratik ve ideolojik sorunlarla doğrudan bir bağlantısı bulunmuyor. Son kertede Mutlu da ön kabule yaslanan kendine özgü aktarma bir yorum geliştiriyor. Burada "aktarmayı" küçümseyici anlamda kullanmıyorum. Düşüncelerin bir evveliyatı var. Son kertede postmodernist düşünürlerinki de dahil olmak üzere her yazar, kendisine bir referans çevresi edinerek başlar yazmaya. Erol Mutlu da böyledir ben de böyleyim. Kaldı ki Mutlu'nun vurguladığı üzere hakikat, eğer Mutlu'nun kastettiği hakikat çerçevesine giriyorsa, örneğin üzerinde yaşadığımız dünyanın varlığı gerçekten "öznelerarası" mıdır? Öyle ise, benim düşüncelerimin doğruluğu ya da doğruya yönelimli oluşu ne kadar yanlış ve güvenilemez ise Mutlu'nun düşünceleri o kadar yanlış ve güvenilemezdir. Hatta Zizek/Lacan'ın görüşleri de. Bu noktaya gelindiğinde "barika-ı hakikat" gerçekten "müsademe-i efkârdan" doğabilir mi?
Kiç toplumu eleştirilmemeli mi?
Kusura bakmasın ama, toplum ve iletişim bilimci kimliğinden soyunarak psikanaliste dönüşen Mutlu, beni psikanalizin koltuk-yatağına uzatıyor ve Zizek / Lacan kavramlaştırmaları çerçevesinde fantezi, haz ve itiraf arasındaki ilişkileri kiç kültürü bağlamında açımlayacağı ve bu olguların ideolojik / politik içerimlerini serimleyeceği ve tartışacağı yerde bana soru yöneltmeyi tercih ediyor. Aslında, karşı çıkış ona ait olduğuna göre, benim yazının tartışmamasına rağmen eksiği olduğunu düşündüğü düzeyine ilişkin o soruları yanıtlamak doğrudan yazar olarak Mutlu'nun görevidir. Mutlu, hadi onun benim için seçtiği sözcüğü kullanayım "babayani" bir ifadeyle, amacının "beni hırpalamak olmadığını" söylüyor. Ne diyeyim burada:
"Sağolun Mutlu. Allah sizden razı olsun."
"Sağolun Mutlu. Allah sizden razı olsun."
Erol Mutlu'nun Efkâr'a ilişkin yazısının bana efkâr bastırdığını belirterek birkaç soruyla ve bir istekle bağlayayım:
Kiç kültürü toplumu insanı eleştirilmemeli midir? Böyle bir öneride bulunmak sakıncalı mıdır?
Kuşatıcı ve açıklayıcı bir kiç kültürü ve toplumu kuramının içermesi gereken öğeler ve kavramlar neden olmalıdır?
Kiç kültürünün özellikle ast konumdaki toplumsal sınıf ve kesimler üzerinde güdümleyici ve uyumlandırıcı hiçbir ideolojik işlevi yok mudur?
Fantezilerimiz hüdayı nabit midir? Oluşumlarında sosyolojik/ideolojik bir dolayım bulunmamakta mıdır?
Haraway'ın "Nesnellik, nötrlük ve tarafsızlık iddiaları, en iyi değerlendirmeyle yanılsama, en kötüsüyle ise düşmanca bir hiledir. Bilimsel bilgi de dahil olmak üzere her türlü bilgi taraflı, düzenlemiş, belli grup ve kişiler tarafından belli amaçlarla belli bağlamlar içinde üretilmiş bilgidir." (Bk. Anan S. Connor: Postmodernist Kültür, s. 350, Çev: D. Şahiner, YKY, 2001) sözleri tümüyle mutlakçı rasyonalist bir akla mı özgüdür?
Dilerim Erol Mutlu, böyle sınırlayıcı gazete yazılarının çerçevesini bir an önce terk eder, benim gibi eşik bekçilerini aşabilen, iktidar ilişkileri içinde yer alan yazarlarla uğraşmaya gönül indirmez ve bize tümlüklü, tutarlı ve eleştirel de olabilen bir kiç kültürü ve kiç toplumu kuramı sunar.
AHMEY OKTAY
Radikal İki, 30 Haziran 2002
Haraway'ın "Nesnellik, nötrlük ve tarafsızlık iddiaları, en iyi değerlendirmeyle yanılsama, en kötüsüyle ise düşmanca bir hiledir. Bilimsel bilgi de dahil olmak üzere her türlü bilgi taraflı, düzenlemiş, belli grup ve kişiler tarafından belli amaçlarla belli bağlamlar içinde üretilmiş bilgidir." (Bk. Anan S. Connor: Postmodernist Kültür, s. 350, Çev: D. Şahiner, YKY, 2001) sözleri tümüyle mutlakçı rasyonalist bir akla mı özgüdür?
Dilerim Erol Mutlu, böyle sınırlayıcı gazete yazılarının çerçevesini bir an önce terk eder, benim gibi eşik bekçilerini aşabilen, iktidar ilişkileri içinde yer alan yazarlarla uğraşmaya gönül indirmez ve bize tümlüklü, tutarlı ve eleştirel de olabilen bir kiç kültürü ve kiç toplumu kuramı sunar.
AHMEY OKTAY
Radikal İki, 30 Haziran 2002
0 yorum:
Yorum Gönder